9.Bölüm: Kameraların Önünde Gerçekler
Ahşap evin kapısı yavaşça açıldığında, dışarıda bekleyen muhabirlerin flaşları ardı ardına patlamaya başladı. Kameraların kör edici ışıkları, Toroslar'ın sabah sisini delip geçiyordu. Hakan, genç kızın elini her zamankinden daha sıkı kavrayarak eşikten çıktı. Hemen arkalarında ise bir dağ gibi dik duran, bakışlarıyla adeta etrafa meydan okuyan babası duruyordu.Muhabirler, karşılarında kaçan ya da saklanan bir çift yerine, el ele tutuşmuş bu iki dik başı görünce bir an duraksadılar. Ancak hemen ardından mikrofonlar acımasızca uzatıldı ve sorular peş peşe gelmeye başladı.Bir muhabir öne fırlayarak sordu:"Hakan Bey! Gerçekten internetteki iddialar doğru mu? Siz buraya, İstanbul'u bırakıp 'Kayıp Kalp'i bulmaya mı geldiniz buralara kadar?"Başka bir muhabir lafa girdi:"Bütün Türkiye bu dağ köyünde ne işiniz olduğunu merak ediyor Hakan Bey! Doğum gününüzde her şeyi bırakıp gelmenizin sebebi bu kız mı?"Hakan, kalabalığın gürültüsünü tek bir el hareketiyle susturdu. Kameraların lenslerine doğrudan baktı. Sesi stadyumlardaki kadar güçlü ama son derece sakin ve kararlıydı:"Evet," dedi Hakan. "Doğru duydunuz. Ben buraya, o sizin her gün ışıklar altında parlak gösterdiğiniz ama aslında içi bomboş olan dünyada kaybettiğim kalbimi bulmaya geldim. Milyonlarca insan 'Kayıp Kalp' şarkımı sadece ritmi için dinleyip geçerken, buralara kadar gelmeme sebep olan bu özel insan, o şarkının içindeki çığlığı duyan tek kişiydi. Ben buraya şöhretimi ya da paramı getirmedim; ben buraya, beni ben olduğum için anlayan o ruhun yanına, anne ve babasının rızasını almaya geldim."Muhabirler bu asil cevap karşısında şoke olmuşken, kameralar bu kez hayatında ilk defa böyle bir kalabalık gören, modern dünyanın bu gürültüsüne hiç alışık olmayan genç kıza döndü. Kızın gözlerinde hafif bir ürkeklik belirdi ama Hakan'ın elini sıkıca tutması ona büyük bir cesaret veriyordu.Kadın bir muhabir, kızın sade güzelliğine ve üzerindeki mütevazı kıyafetlere bakarak sordu:"Siz modern dünyaya, bu magazin kalabalığına hiç alışık değilsiniz. Gerçekten hayranı olduğunuz, sadece ekranlardan izlediğiniz bu insanı ve aranızdaki o bağı bir film gibi internete yazarken, onun bir gün kapınıza geleceğini düşünüyor muydunuz? Bu hikaye gerçekten tamamen gerçek mi?"Genç kız, derin bir nefes aldı. Toroslar'ın temiz havasını içine çekerken, sesindeki o saf dürüstlük tüm mikrofonlardan canlı yayına aktı:"Ben bir hayran olarak yazmadım," dedi genç kız, duru ve net bir sesle. "Ben sadece, kalabalıkların ortasında sessizliği kimse tarafından duyulmayan bir adamın acısını hissettim ve kelimelere döktüm. Okyanusa bir mektup şişesi bırakmak gibiydi benimki. Onun bir gün bu dağ köyüne geleceğini, beni bu kadar yakından göreceğini rüyamda görsem inanmazdım. Ama bizim aramızdaki köprü paradan, şöhretten ya da sizin o parıltılı dünyanızdan çok daha güçlü. Biz sadece birbirimizin sessizliğini duyduk."Kızın bu içten ve edebi cevabı karşısında muhabirler adeta dilsiz kalmıştı. Atmayı planladıkları o acımasız "fakir kız, zengin şarkıcıyı tavladı" manşetleri, bu iki insanın asaleti karşısında un ufak olmuştu. Türkiye, o 15 Ağustos sabahında magazin tarihinin en temiz, en gerçek aşk ilanına tanıklık ediyordu
Yorumlar
Yorum Gönder