7 Bölüm: Ahşap Evdeki Sınav
Sabahın ilk ışıkları ahşap evin tahta dikey pencerelerinden içeri süzülürken, Hakan ve genç kız el ele eşikten içeri adım attılar. Evin içi taze demlenmiş çay ve odun kokuyordu. Baba, elindeki feneri masanın üzerine bırakmış, eski bir ahşap sandalyede dimdik oturuyordu. Gözleri, kapıdan giren genç çiftin kenetlenmiş ellerine kaydı. Bakışları sertti ama öfkeden ziyade, kızının geleceğini korumak isteyen bir babanın o derin endişesini taşıyordu.Hakan adımlarını yavaşlattı, kızın elini güven verircesine hafifçe sıktı ve babanın tam karşısında durdu. Başını saygıyla eğerek ceketinin önünü ilikledi."Efendim," dedi Hakan, sesi tüm stadyumları susturacak bir netlikle çıktı. "Kızınızı dağ yolunda buldum. Korkularını, insanların ne diyeceğine dair endişelerini dinledim. Haklıdır. Ama bilmenizi isterim ki, ben buraya o gürültülü dünyamı taşımaya gelmedim. Kızınız benim içimdeki o gerçek adamı, 'Kayıp Kalp'i yazdı. Ben onun kalemindeki o dürüstlüğe geldim."Baba yavaşça ayağa kalktı. Boyu posuyla Hakan’ın karşısında bir dağ gibi dikildi. Gözlerini Hakan’ın gözlerine sabitledi; en ufak bir alkol kokusu, yalan ya da kibir arıyordu. Hakan’ın tamamen ayık, gözlerinin içinin parladığını ve saygılı duruşunu görünce çehresi hafifçe yumuşadı. Yine de sesi hala bir kaya gibi ağırdı:"Benim param yok oğlum," dedi baba, ellerini arkasında birleştirerek. "Bu ahşap evden başka mülküm, bu dağlardan başka zenginliğim de yok. Ama benim bu dünyada kimseye feda etmeyeceğim bir şerefim ve gözümden sakındığım bir kızım var. Televizyonlar senin parandan, lüks hayatından bahseder. Yarın benim kızıma 'parası için evlendi' dedirtirsen, o gürültülü dünyandaki insanlar benim kızımın temiz adını lebaleb dedikoduya malzeme yaparsa, bu dağları senin başına yıkarım."Hakan bir an bile gözlerini kaçırmadı. "Eğer kızınızın saçının teline zarar gelecekse, o magazin basını onun adını ağzına alacaksa, bugün o şöhreti de o parayı da arkamda bırakmaya hazırım. Ben yeni yaşıma bu sabah girdim efendim. Ve hayatımın en büyük doğrusunu bu ahşap evde, sizin karşınızda dururken yapıyorum."Baba, Hakan’ın gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı gördüğünde derin bir nefes aldı. Masanın üzerindeki iki boş bardağa baktı, ardından kızına döndü: "Kızım... Bize birer çay koy. Misafirimiz İstanbul'dan gelmiş, yolu uzundur. Oturup konuşacaklarımız var."
Bölüm 5: Fırtınadan Önceki Sessizlik
Ahşap masanın üzerine bırakılan çay bardaklarından yükselen duman, odun kokulu odaya sıcak bir huzur yayıyordu. Genç kız, titreyen elleriyle çayları doldururken gözü sürekli Hakan’ın üzerindeydi. Hakan ise sanki o ışıltılı sahnelerin adamı değilmiş gibi, o eski ahşap sandalyeye büyük bir saygıyla oturmuştu.Baba, çayından derin bir yudum aldıktan sonra gözlerini Hakan’a dikti: "Bak oğlum," dedi, sesindeki o sert ton yerini bilge bir babanın babacanlığına bırakmıştı. "Biz dağ insanıyız. Bizim sözümüz senettir. Kızım senin için o yazıları yazarken, ben onun gözlerindeki o ışığı görüyordum. Kızıma yakışıp yakışmadığına ancak senin karakterin karar verir."Hakan, bardağı iki eliyle kavrayarak babaya doğru eğildi: "Haklısınız efendim. Kızınız benim içimdeki o gerçek adamı, herkesten gizlediğim 'Kayıp Kalp'in çığlığını yazdı. Ben buraya bir ünlü olarak değil, ruhunu arayan bir adam olarak geldim."Tam o sırada, masanın üzerinde duran Hakan'ın telefonu çılgınlar gibi titremeye başladı. Ekranda menajeri Tutku Aksu yazıyordu. Hakan, babadan müsaade isteyerek telefonu açtı. Hoparlörden gelen ses o kadar yüksek ve panik doluydu ki, ahşap odanın duvarlarında yankılandı:Hakan! Mahvolduk oğlum, neredesin sen?!" diyordu Tutku Aksu nefes nefese. "İstanbul’dan gizlice çıktığını fark eden birkaç magazin muhabiri senin arabanın plakasını takibe almış. Şu an tüm sosyal medya yıkılıyor! 'Hakan, Kayıp Kalp şarkısının gizemli yazarı olan o dağ kızının peşinden Toroslar'a gitti' diye canlı konum paylaşıyorlar! Kameralar, canlı yayın araçları yola çıktı, köye girmek üzereler. Acilen oradan çıkmanız lazım, kızın da senin de hayatını cehenneme çevirecekler!"Telefon kapandı. Ahşap eve bir anda buz gibi bir sessizlik çöktü.Genç kızın yüzündeki o hafif tebessüm anında dondu, elleri masanın kenarını sıkıca kavradı. Korktuğu şey, en mutlu olabileceği günün sabahında, 15 Ağustos'ta başına geliyordu. Köylülerin laf söz etmesi bir yana, birazdan tüm ülkenin gözü bu küçük ahşap eve çevrilme tehlikesi altındaydı. Kameralar kapıya dayanacak, "Zengin şarkıcıyı tavlayan fakir köylü kızı" manşetleri havada uçuşacaktı.Baba yavaşça ayağa kalktı, masanın üzerindeki feneri eline aldı. Yüzü az önceki yumuşaklığından eser kalmayacak şekilde sertleşmişti. Hakan’ın gözlerinin içine baktı:"İşte bahsettiğim gürültü bu," dedi baba, sesi bir kaya gibi ağırdı. "Şimdi söyle bakalım şehirli çocuk... Kapımıza dayanan bu fırtınaya karşı benim kızımın elini ne kadar sıkı tutabileceksin?"Hakan da ayağa kalktı. Gözlerinde en ufak bir korku ya da pişmanlık yoktu. Telefonunu cebine koydu ve pencereden dışarıya, köyün girişine doğru kıvrılan tozlu yola baktı. Uzaktan, birkaç arabanın farları ve toz bulutu şimdiden görünmeye başlamıştı. Magazin dünyası, bu saf hikayeyi kirletmek için geliyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder