5. BÖLÜM: KAYIP KALBİN İZİNDE
Toroslar... İstanbul’un o boğucu gürültüsünü, sahte tebrikleri ve milyonların çığlığını arkasında bırakarak, yeni yaşına girerken onu gerçekten duyan tek ruhun yanına, o dağ köyüne doğru gecenin karanlığında yola çıktı.Hakan arabasını dağ yolunun kenarındaki bir düzlüğe çekip motoru durdurdu. Toroslar’ın eteklerine yaklaşmıştı ama içindeki sabırsızlık bir türlü dinmiyordu. Telefonunu çıkarıp kızın profilindeki o gizli internet sitesi linkine tekrar girdi. Kızın bir film gibi, sahne sahne anlattığı o satırları bu kez daha dikkatli okumaya başladı. Okudukça tüyleri diken diken oldu. Şu an ülkedeki her radyoda çalan; kafelerde, arabalarda milyonların ezbere dinlediği o meşhur şarkısı "Kayıp Kalp" hakkında yazılanları gördü.Kız o bölümde şöyle yazmıştı: "Şu an herkes onun 'Kayıp Kalp' şarkısını dinliyor, nakaratını hep bir ağızdan haykırıyor. Milyonlar bunu sadece popüler bir melodi sandı. Oysa o şarkı bir eğlence değil, kalabalıkların ortasında ruhunu düşüren bir adamın sessiz çığlığıydı. O kalbi bulmak için ışıklı stadyumlara değil, karanlık dağlara bakmak gerekirdi..."Hakan direksiyonun başında donakaldı. "Vay be..." diye fısıldadı sesi titreyerek. "Herkes dinliyor, herkes ezbere biliyor ama... İlk defa bir insan beni bu kadar derinden anlıyor."O an anladı ki karşısındaki kişi sıradan bir dinleyici değildi. O; kelimelerle ruhları birbirine bağlayan, herkesin düz bir pop şarkısı olarak dinlediği eserin arkasındaki o gerçek acıyı gören muazzam bir yazardı. Kız, şarkıdaki o "kayıp kalp" kelimesinin aslında Hakan’ın ta kendisi olduğunu ilk bakışta çözmüştü. İçindeki bu büyük yetenek ve onu böylesine kusursuz anlaması, Hakan'da kıza karşı devasa bir hayranlık ve saygı uyandırdı. "Benim kayıp kalbim, bu dağ köyündeki kızın kaleminde saklıymış," diye düşündü.Telefonu cebine koydu, gaza bastı. Artık sadece merak ettiği bir hayranına değil; ruhunu en çıplak haliyle gören, onu kelimeleriyle yeniden var eden o gizemli yazara kavuşmak için dağ yollarını hızla tırmanmaya başladı.Sabahın ilk ışıkları Toroslar’ın zirvelerini kızıla boyarken, genç kız odasındaki o ahşap pencereyi açtı. Gece boyunca internet sitesine bıraktığı hikayenin altına yüz binlerce yorum gelmişti ama o hiçbirini okumamıştı. O sadece kalbindeki adamın, o "kayıp kalbin" sesini bekliyordu.Tam o sırada, köyün sessizliğini yırtan güçlü bir motor sesi dağ yolunda yankılandı. Siyah lüks araba, kızın evinin önündeki toprak yolda yavaşlayıp durdu. Hakan arabadan indi ve yukarı baktığında kızı gördü. Onu ilk kez bu kadar yakından, kanlı canlı görüyordu. Kız da arkasındaki ayak seslerini duyup döndüğünde, Hakan’ın o sade siyah kapüşonlusuyla karşısında dikildiğini gördü.Hakan birkaç adım kala durdu. Aralarındaki o kilometrelerce mesafe, internetteki o milyonlarca mesajlık gürültü bir anda yok oldu. Kızın gözlerinin içine bakarak, "Kaçma..." dedi. "Biliyorum, korkuyorsun. İnsanların ne diyeceğinden, o gürültülü magazin dünyasından, aramızdaki o hayat şartlarının imkansızlığından korkuyorsun. Ama yemin ederim sana, buraya ne şöhretimle geldim ne de o ışıltılı dünyayla. Ben o stadyumlarda ruhunu kaybetmiş bir adamdım. Sen, o yazdığın film gibi hikayeyle, herkesin sadece düz bir şarkı gibi dinleyip geçtiği 'Kayıp Kalp'i yeniden canlandırdın. Beni benden daha iyi tanıyan bir yazarsın sen."Genç kız, gözyaşlarının arasından Hakan’ın gözlerine baktı. Şaşkınlığı yavaş yavaş yerini derin bir kabullenişe bırakıyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder